“ Aç kapıyı Bezirgânbaşı, Bezirgânbaşı Kapı hakkı ne verirsin, ne verirsin Arkamdaki yadigâr olsun, yadigâr olsun...” - Ne söylüyorsun? - Hiç! Hiç öylesine... - Hatırlıyor...
Davet Dürüst olalım beyler İlk adım sizden Sökün savaş gemilerinden Can simitlerini Sunay Akın Ey, İnsanoğlu! Beni var eden sen değil misin? Bir yandan kana...
Radyom açık... Kitaplar, çay ve sigaram... İçimden yükselen çığlıkları dinlemeye çekildiğim günün ender saatlerinden birini daha yaşıyorum, kendimle başbaşa... Hiç durup dinlenmeden hesap verdiğimiz...
Sevmiştim seni... Herkesin, hiç kimseye benzemeyeni gibi sevmiştim. Gözlerimden dökülen yaş, dudaklarına bulaştığında sevmiştim. Ellerim avuçlarının içinde eridiğinde, dudaklarım kor ateşe dönüp sende soğuduğunda...
Hiç ulaşamayacağımı bildiğim halde seviyorum seni, biliyorsun değil mi? Gecenin karanlığı ne kadar gerçekse, sen o kadar yalansın... Tıpkı, o siyahlığı yok etmek için yakılmış...
Geçmişimden geleceğime yürüdüğüm dapdar bir yolun ortasındayım... Evlerden sızan ışıkların gölgesine hapsettiğim yutkunuşlarıma kefen oluyor gökyüzünden inen damlalar... Sağılmış çocuk düşlerimi incecik bir ağrının...
I Idağda ayışığı kirazın ömrü kadar yosun tutmuş üç sözcük ucu ucuna kültablasının soğukluğuna birini kaldırıröbürünü vururum IIgülün kıvrımına tutunmuş devşirme saatler...
Sonbaharın ilk yağmuruydum, maviydim, neye ve nereye düşeceğimi bilmeden savruldum. Pencere kenarına, bir sıcak kahvenin buğusuna, bir boyacının ayakkabısına, her yere damlayabilirdim. Oysa ben, rüzgara...